logo

Dijital Baskı Makineleri

Müşterilerimize, Hayallerindeki Teknolojik Makinaları Üretmeyi Tercih Ediyoruz

“Türkiye’de daha çok teknolojik makineler üreten bir firma imajı ile bilinmek istiyoruz.” şeklinde açıklamalarda bulunan Has Group Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tamer Hasbay’ı Çorlu’daki fabrikasında ziyaret ederek bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle Has Group’un genel yapılanması ve üretimi ile ilgili bilgi verir misiniz?
2012 yılına kadar Lafer Tekstil Makine olarak devam eden şirket yapımızda satış pazarlama, üretim ve bazı makine grupları ayrı şirketler adı altında devam ettirdik. 2012 yılında İtalyan ortağımızın hisselerini Türk hissedarlar olarak satın alıp bütün bu şirketleri Has Group çatısı altına topladık. Bundan sonrasında pazarlama, üretim ve bütün ürün gamımızla Has Group adı altında hem dizayn, proje hem de satış ve satış sonrası servis hizmetlerini oluşturarak üretime başladık. Ana hedefimiz bir teknoloji firması olmak, bu amaçla bir yıldır “teknolojinin duyguları” anlamında bir sloganla adımızdan bahsediyoruz. Çünkü biz Türkiye’de alışılmış olan klasik, standart bir makine üreticisi imajı vermek istemiyoruz, daha çok teknolojik makineler üreten bir firma olarak anılmak istiyoruz.

Bütün ekibimizi de bu bilinç ve vizyonla eğitip yetiştirmeye gayret ediyor, buna yatırım yapıyoruz. Bununla bağlantılı olarak da geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin 250. AR- GE Merkezi kabul edilerek, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı onaylı sektörün ilk AR- Ge Merkezi olan firması olduk. Buradaki amacımız hem AR-GE çalışmalarına ağırlık vermek hem de teknolojik ürünleri geliştirerek müşterilerimizin hizmetine sunmak üzerinedir. Bir diğer hedefimiz ise iş sahamızın bir kısmını dünya standardında oluşturmak, bununla ilgili olarak bazı alt yapı çalışmaları içerisindeyiz. Bu bağlamda ekibimizi de geliştiriyor, globalleştiriyoruz, şu anda üst ve orta düzeyde yabancı uyruklu personel çalıştırıyoruz. Bununla birlikte geçen yıl elde ettiğimiz Alman sanayicilerinin bağlı olduğu Tekstil Makine Üreticileri Federasyonu VDMA’ya üye olduk. Bu bizim teknolojik bir firma olarak önem verdiğimiz ve uluslararası arenada yolumuza devam etmek adına attığımız önemli adımlardır. Yine önemli projelerimizden biri eğitim ile ilgili, şirketimiz içerisinde Has Group Akademiyi kurduk, yeni mezun olmuş 10 arkadaşımızı Has Group Akademi adı altında işe aldık ve bu kişileri geleceğin yöneticileri anlamında yetiştirmeye çalışıyoruz.
Bu arkadaşlar ikinci bir üniversite bitiriyor gibi 4 yıl boyunca çeşitli departmanlarımızda çalışarak eğitimler alacak, finanstan tekniğe kadar birçok konuda uzmanlık alanlarını geliştirecekler. Bu amaçla aynı zamanda da insan kaynağımızı geliştirmeye çalışıyoruz, genç arkadaşlarımızın tecrübelenmelerini ve gelişmelerini sağlıyoruz ki gelecekte hem firmamıza, sektörümüze, ülkemizin sanayisine katkıda bulunmak hem de sosyal sorumluluk projesi adı altında fayda sağlamak.

Anladığımız kadarıyla kurumsallaşma anlamında firmanıza bir check- up yaptınız. Bu 2012’ de Lafer’den ayrıldıktan sonra planlanan bir oluşum muydu yoksa daha öncesinden mi planlanmıştı?
Avrupalı firmaların bizden önde oldukları alanlar vardır ama bu bir vizyon meselesi. kurumsallaşma, profesyonel işler yapma, uluslar arası arenada bulunma hedefi bizde 2005 yılından beri düşünülmekte idi. 2005 Yılından Bu yana kurumsallaşmayı, profesyonelleşmeyi firmamıza sağlamaya çalışıyoruz. Bununla ilgili bağımsız yönetim kurulu üyelerimiz var yurtiçi ve yurtdışında önemli tecrübeleri, belli bir iş birikimleri olan yönetim danışmanlarımız var.
Bu daha çok Lafer’le teknik olarak yollarımızı ayırdığımız 2004 yılından itibaren başladı. Çünkü Lafer gibi yabancı sermayeli firmalar sizin ülkenize gelip yatırım yapıp oradaki pazardan veya orda ki ekonomiden pay almak için gelirler. yoksa Türk halkı çalışsın, para kazansın, bizde bütün bilgi birikimimizi tecrübemizi anlatalım, zengin olsunlar diye gelmezler. Yabancı sermayenin bakış açısı doğal olarak o ülke ekonomisinden pay almaktır.

manset2Onlarda 1995 yılından 2005 yılına kadar bu ülkedeki faaliyetlerinden çok para kazandılar. Tabi ki de biz de onların bilgi birikiminden, tecrübelerinden, teknik altyapılarından birçok şey öğrendik. Biz daha çok projelerimizi ve vizyonumuzu uluslararası arenaya taşımak istememizden dolayı Lafer’le olan ayrılık düşüncelerimizi 2004 yılından sonra uygulamaya koyduk. Amacımız lokal bir şirket olarak kalmak değil, daha çok uluslararası alanda iş yapan bir firma kimliğine sahip olmak. Lafer’in amacı sadece Türkiye pazarında makine satmaktı, yapmış olduğumuz anlaşma gereği zaten bizim uluslararası pazarlara makine satmamız söz konusu değildi, çünkü aynı üretimi kendileri yapıyor ve bütün dünyaya satıyorlardı. Sonuçta bu şirket öyle bir noktaya geldi ki, kabuğuna sığmaz oldu, bir şekilde ya büyümesi gerekiyordu ya da küçük bir şirket olarak yaşamına devam edecekti. Biz Türk ortakları olarak şirketin büyümesini ve bu şirketin uluslararası arenada iş yapabilmesi gerektiğine inandık. Bu da İtalyan ortağımızın istemediği bir şeydi dolayısıyla yollarımızı ayırdık.

Has Group üretimini ihracat ağırlıklı mı yoksa iç piyasa ağırlıklı mı yapıyor?
2016 hedeflerimiz ve bütçemizde yurtdışı satışlarımızı, toplam satışlarımızın % 60’ı olarak ön gördük. Şu anda ilk dört ayda % 52 lerdeyiz, tahmin ediyorum sene sonunda %60 ihracat % 40 iç piyasaya üretim ve satışımız gerçekleşmiş olacak.

Yurtdışı satışlarınızda nasıl bir yol haritası belirliyorsunuz, merkezi yönetimli bir satış mı, yoksa mümessillik bazında bir satış ağımı oluşturuyorsunuz, bununla birlikte satış sonrası hizmetinizi nasıl yapıyorsunuz?
Satış departmanımızda bölge satış müdürü arkadaşlarımız var. Bu bölgeler Amerika, Avrupa, Ortadoğu, Türkiye, Orta Asya ve Uzak Doğu. Bu bölge ülkelerinde de mümessilliklerimiz var. Mümessilliklerimize, makinalarımız ve üretimlerimizle ilgili ürünler hakkında eğitimler veriyor, seminerler yapıyoruz. Teknik yapılarını güçlendirmek için, eğitim ve yatırım yapmalarını destekliyoruz. Bununla ilgili projelerden bir tanesini büyük bir pazarımız olan Bangladeş’te gerçekleştirdik. Oradaki mümessilimizin kurmuş olduğu servis ağıyla tüm makinelerimizin montajını ve satış sonrası servis hizmetini lokal olarak sağlıyoruz.
Geçtiğimiz günlerde de Brezilya ile bir anlaşma imzaladık, oradaki mümessilimizle Güney Amerika’daki makinelerimizin servis hizmetini müşterilerimize verebilecek bir yapıyı oluşturduk. Amacımız uzun vadede satış sonrası hizmetlerimizi daha çok lokalleştirmek ve müşterilerimize daha hızlı ve kaliteli bir servis hizmeti sunabilmektir.

Yerli makine üreticileri olarak Avrupa’lı makine üreticileri ile kıyaslandığında ne gibi avantaj ve dezavantajlarınız var, karşılaşılan zorluklar nelerdir?
Avrupalı firmaların, tercih edilmesinin birinci nedeni bu işi yıllardır yapıyor olmaları. Bizler ise son 15-20 yıldır bu pazarda söz sahibiyiz, bu nedenle de Avrupalı makine üreticileri geçmiş bir iş bilgisi ve tecrübesinden dolayı tercih ediliyor. İkinci en büyük avantajları ise ülkelerindeki yan sanayinin gelişmiş olmasıdır. Birçok ticari malın Avrupa ülkelerinde üretilmiş olması lojistik anlamında üretici firmalara büyük destek sağlamakta, en önemlisi de kendi ülkelerindeki finans yapıları ve finansman enstrümanlarının güçlü olmasıdır. Türk makine sanayicisinin en önemli avantajı ise Türkiye’nin hala bir tekstil ülkesi oluşudur. Ayrıca, müşteriden gelen bildirimlerin sayesinde makineleri daha hızlı geliştirebilmemiz ve müşterinin talebine göre üretim yapabilme esnekliğine sahip olmamızdır. Üretim – maliyet avantajımızın artık çok kalmadığını düşünüyorum. Artık bizim sektörümüz de daha çok kalifiye elemanla iş yapan bir sektör haline gelmiştir. El emeği olan bir sektör olmadığı için çok fazla fiyat avantajı sağladığına inanmıyorum. Bununla birlikte Avrupa geneline baktığımızda yine de % 15-20 gibi maliyetlerimizin onlara göre düşük olduğunu tahmin ediyorum.

AR-GE merkezinizi hangi amaçla kullanmayı düşünüyorsunuz?
AR-GE’yi aslında ikiye ayırmak gerekiyor Türkiye’de AR-GE merkezi olup da AR-GE yapacak firma sayısı parmakla sayılabilecek kadar azdır. Biz AR-GE’ den ziyade ÜR-GE yapıyoruz yani ürünü geliştiriyoruz. Ürünü geliştirme nedir, ürünün daha az enerji harcaması, az su harcaması, buhar harcaması, enerji tasarrufu sağlaması, makinenin daha az işçilikle daha fazla üretim yapabilmesi ve gelişen elyaf, iplik veya müşteri isteklerine göre makinelerin güncellenmesi ÜR-GE sayılır. Biz ürünü geliştiriyoruz sıfırdan inovatif bir AR-GE yapmıyoruz. Bana göre sanayici AR- GE yapamaz, çünkü sanayici para kazanma mantığıyla yapar, yaptığı bir ürünü piyasada satmak, para kazanmak ve kar etmek ister. AR-GE daha çok akademik tecrübesi, bilgisi ve kariyeri olan akademisyenlerin ve müşterilerin ihtiyacına göre gelecek bilgiler neticesinde yapılacak olan bir çalışmadır. Bu aynı zamanda bir sosyal sorumluluk faaliyetidir. Enerji tasarrufu, su tasarrufu, hava kirliliğini önleyen bir makine üretme aynı zamanda devleti de ilgilendiren bir konudur. Biz de firma olarak hem akademik kadrolar ile projeler geliştirme ve hem de bunları TÜBİTAK destekleriyle güçlendirerek iyi bir proje yapmak adına AR-GE merkezimizi oluşturmuş olduk.

Türkiye’de özellikle Üniversitelerde tekstil bölümüne ilginin azaldığını gözlemliyoruz. Bunun nedeni sizce nedir, düşünceleriniz nelerdir?
Dünyada tekstil sektörü genelde gelişmekte olan ülkelerin yoğun olarak kullandığı bir sektördür. Hatta bundan 3-5 yıl önce hükümetimiz bile çulla çaputla uğraşmayın tekstilden çıkın diye iş adamlarımıza, tekstil sanayicilerimize telkinde bulundular. Hükümet olarak işin başındaki bir ekip olarak böyle bir telkinde bulunduğunuzda ülkedeki yatırımcıda bir an önce tekstil yatırımından kurtulmaya çalışırsa yeni iş hayatına atılacak gençlerin de eğitimleriyle ilgili üniversitelerde bu bölümü tercih etmelerini bekleyemezsiniz. Bence tekstil Türkiye için önemli bir sektör, ekonomimizin nerdeyse %20 si tekstil ile geçiniyor, çalışan sayısı nüfusumuzun % 30’ unu istihdam ediyor.
Buna rağmen ilerde sanki bu sektörün geleceği yokmuş, bu sektörde bir üretim olmayacak veya yatırım yapılmayacak diye gençlerimiz bu dalı tercih etmiyorlar. Üniversitelere ilgi az olunca üniversitelerde gelişecek olan proje ya da bu tip çalışmaların da daha az olduğunu düşünüyorum. Oysa bugün Avrupa’ya baktığımızda Almanya dediğimiz ülke ki tekstille hiçbir ilgisi yok deniliyor, geçen yıl tekstil ihracatı yaklaşık 40 Milyar Dolar. Türkiye’nin nerdeyse iki katı kadar tekstil üretimi yapıp, ihracatını yapıyor. Bunu teknik tekstilde yapıyor, tekstilin farklı alanlarında yapıyor.
İtalya geçmişte çok tekstil yatırımı yapan bir ülke olmasına rağmen bugün çok azaldı, ama buna rağmen tekstil ihracatına baktığımızda Türkiye’nin nerdeyse üç katı kadar ihracat yapıyor. Tekstil uzun vadede farklı alanlara kayıyor, teknik tekstile, Nano teknolojilere kayıyor, tekstil mutlaka uzun vadede gelişimini devam ettirecek ve Türkiye’nin de burada önemli bir oyuncu olacağına inanıyorum. Tekstil biraz uğraşı isteyen özellikle üretim safhaları zor olan bir sektör, bugünkü koşullarda da insanlar daha çok hizmet sektörlerini, bedenen daha az çalışılan özellikle gençlerin bakış açılarından dolayı üretimin dışındaki sektörlere bir yönelme var. Onun için mühendislik gibi üretimlerle ilgili alanları yeni nesil gençlerimiz tercih etmiyorlar diye düşünüyorum.

Teknik tekstillerle ilgili gelecekte bir proje veya bir yatırımınız olacak mı?
Biz 2012 yılından beri teknik tekstil ve halı bölümü diye kendi içimizde ayrı bir departman oluşturduk, burada AR-GE bölümünde bazı mühendis arkadaşlarımızı sadece bu konu ile ilgili çalışmaları için görevlendirdik. Özellikle halı ve branda kaplama gibi kaplama teknolojilerinde oldukça yol kat ettik ve bu konuda teknik tekstilin ilgili bölümünde dünya çapında ciddi projelerimiz var. Bu alanda hızlı olarak hem kendimizi geliştirmek hem ürünümüzü geliştirmeye gayret gösteriyoruz. Bunu yaparken özellikle yurtdışından çeşitli danışmanlık hizmetleri alıyoruz Türkiye’de yine değişik firmalarla beraber çalışmalar yapıyoruz, özellikle kimyasal alanda Rudolf duraner Şirketi ile beraber projeler geliştiriyoruz. Amacımız, Has Group olarak teknik tekstillerin içinde olan kaplama alanında kendimizi geliştirmek, uzmanlaşmak ve pazarda önemli oranda söz sahibi olmak istiyoruz.

Türkiye’de tekstilin devam ettiğini söylediniz ancak son yıllarda yeni yatırımların yapılmadığı daha çok var olan fabrikalarda revizelerin yapıldığı söylenmektedir bunu sebebi sizce nedir?
Tekstil gelişmekte olan ve üretim maliyetleri daha düşük olan ülkelerde tercih edilen bir sektör. Çünkü hem iş gücüne hem de düşük iş gücü maliyetine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla tekstile bakıldığında hep gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelerde görülür. Ancak gözardı edilen bir konu var, Türkiye ucuz bir ülke değil, çalışan kişi başı maliyeti ortalama 1500 dolar civarında olan bir ülkeden bahsediyoruz. Kişi başı aylık 200 dolar işçilik maliyeti olan bir ülke ile rekabet etme şansınız yok. Ama burada önemli olan bir ayırım var; tekstilin nevi değişiyor bizim basic dediğimiz daha çok temel üretimler yaparken zamanla hem belli bir tecrübe, teknolojik bir yatırım isteyen, hem belli bir pazar isteyen kumaş üretimlerine geçiyoruz. Bunları da katma değeri daha yüksek olan ürünler diye isimlendirebiliriz.

Türkiye’de tekstile yeni yatırımlar yapılmamakla beraber bir modernizasyon olduğunun da altını çizmem gerekir. Bizim de piyasa analizlerimizden gördüğümüz ciddi bir kapasite artışı söz konusu. Beş yıl öncesi ile Türkiye’nin tekstil kapasitesini kıyasladığımızda belki firma sayısı azalmış olabilir ama üretim ve kg bazında kapasite çok artmıştır. En az % 30-40 gibi bir artış vardır ve bunun sebebi de yapılan yatırımlarda makine kapasitelerinin yüksek olmasıdır. Artık firmaların teknolojiye yatırım yaparken kapasitelerini arttırdığını görüyoruz. Örneğin 20 yıl önce günlük 5 ton kapasiteli bir boyahane verimli iken, bugün 5 ton kapasiteli bir boyahane kuracağım dediğinizde size kurmayın rekabet edemezsiniz çünkü günlük en az 20 ton kapasiteli bir boyahane kurarsanız daha verimlidir denilecektir. Bu da şunu gösteriyor; bundan 20 yıl evvel günlük 5 ton kapasiteli yüzlerce firma varken bugün baktığınızda belki bu sayı yüzlerce değil de onlarca ama kapasiteleri günlük 30 ton, 40 ton, 50 ton. Yeni yatırım yapanlar daha çok yeni teknolojiye, makineye yatırım yapıyor, ciddi bir kapasite artışına da sahip oluyorlar, bu da sayı olarak firma sayısını çoğaltmıyor ama kapasite olarak iyi bir noktaya getiriyor, diye düşünüyorum.

Türkiye’de tüketime dayalı bir yapı var. Sanayileşme anlamında neler yapılmalı ki insanlar yeni yatırımlara teşvik edilsin, sizin görüşleriniz nelerdir?
Öncelikle tekstilde maliyetler önemli bir unsur. Bugün tekstilde sizin enerji, lojistik maliyetleriniz yüksekse, işçilik giderleriniz yüksekse bunlarla rekabet etme şansınız yok. Bunu katma değeri yüksek ürünler yaparak teknik tekstil nano teknolojisi vs. kullanarak aşarsınız. Ürünlerinizi farklılaştırırsanız tekstil üretimi yapmaya devam edersiniz. Burada devlet de bu firmaların AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarını desteklemeli.

Benim inandığım Türkiye’nin tekstilde başarılı olabilmesi için konfeksiyon dediğimiz bitmiş olan ürünün poşete, satılacak rafa konularak hizmetin satılması gerekiyor. Bu da ne demektir, kumaş üretiyorsak kumaşı kesip bir şekilde konfeksiyonlaştırıp paketlenmiş olarak tüketiciye, Avrupa’da, Amerika’da, dünya pazarlarına sunabilirsek o zaman tekstilin daha uzun süre Türkiye’de yaşayabileceğine inanıyorum.

Geçtiğimiz 10-20 yıl önce bir ürünün Türkiye’de ipini üretip, İtalya’da dokutup, Cezayir’de konfeksiyonlama gibi bir iş modeli vardı. Bu model artık lojistik maliyetlerden dolayı pahalı olmaya başladı, bu nedenle firmalar ürünü bitmiş olarak bir ülkeden almak istiyor. Devletimizin de bu tip yatırımları ve iş modelini desteklemesi gerekir. Bunun içinde Orta Anadolu, Doğu Anadolu Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde nispeten işçilik ve giderlerin daha düşük olduğu bu bölgelerde konfeksiyonla ilgili sanayinin geliştirilmesi ve bu tür yatırımları yapan kuruluşlara arsa, fabrika, enerji, istihdam desteği gibi desteklerle güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum ki bu bizim için önemli. Bir diğer konu da Türkiye’nin kendi markalarını çıkarmasıdır. Bu markalar dünyada perakendecilik anlamında ne kadar çok yayılır, tanınırsa bu markaları arkadan besleyen bir üretim gücü de Türkiye’nin özellikle tekstilde önünü açacak olan en önemli unsurdur. Yeni markaların desteklenmesi için devletimizin vermiş olduğu bazı teşvikler var ama yeterli olmadığını veya çok az firma tarafından kullanıldığını gözlemliyorum. Bu iki konuya yeterli destekler verilirse üretim maliyetlerini düşürme anlamında yapılan yatırımlara özellikle konfeksiyon yönündeki yatırımlara ve yurtdışındaki perakendeleşme yani satış anlamında markalaşmaya destek verilirse Türkiye’de tekstilin daha iyi noktalara geleceğine inanıyorum.

Has Group kaç ülkede faaliyet gösteriyor?
32 ülkede faaliyet gösteriyoruz ve 24 saat yaşıyoruz. Bazı ülkelerde saat farkından dolayı bizim satış ekibimizin telefonları ve mailleri 24 saat çalışıyor. Türkiye’de tekstil makine sanayicileri olarak bir ürün üretmeniz önemli bir şeydir ancak daha önemli olanı ise ürettiğinizi finanse edebilmenizdir. Herhangi bir ürünü bir tane, iki tane üretebilirsiniz ama aynı üründen on tane sipariş aldığınızda kimse size getirip bu on ürünün parasını vermiyor. Bunun için krediniz olacak, paranız olacak, bu işi yapmak sadece ustalıkla, iyi teknisyen olmakla olmuyor, bu işin finansman boyutunu da yönetebilmeniz, finansman desteklerini bulabilmeniz lazımdır. Bir makine üreticisi iyi karar verebilmeli, ben lokal bir firma mı yoksa uluslararası bir şirket mi olacağım? lokal olursanız belki bir çok şeye ihtiyacınız olamayabilir ama uluslararası bir iş yapacağım dediğinizde işler ve yeterli bir sisteminizin ve enstrümanlarınızın mutlaka yeterli ve güçlü olması gerekiyor.

Türk Tekstil makine üreticileri dünyada, sektörde söz sahibi olmaya başladılar. Bundan sonra Avrupa ile de rekabet etme açısından neler yapılmalıdır, ne gibi yatırımlar yapılmadır, firmalar kendilerini nasıl yenilemelidir ve Has Group bundan sonra neler yapmayı planlıyor?
Ne kadar çok kullanıcıya hitap eden, daha az enerji harcayan, daha çok üretim yapabilen makinalar geliştirebilirsek bütün bunlar bizi Avrupalı rakiplerimizden bir adım önde olmayı sağlayacaktır. Avrupa da bilindiği gibi tekstil azaldığı için AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarını yapamıyorlar. Bizim gibi tekstilin çok başarılı olduğu ülkelerde ise ar-ge ve ür-ge yapabilme imkanı ve avantajımız var. Daha çok insan kaynağına yatırım yapmalıyız, yatırım yaparken de özellikle uluslararası pazarlarda kendimizi iyi pazarlayabilecek, markalarımızı ön plana çıkarabilecek enstrümanları ve imkânları bulmalıyız. Bizi bunlar uluslararası pazarlarda farklılaştıracaktır.
Türkiye’de sektörümüzde ne kadar rakibimiz olursa olsun, birçok firma yurtdışına mal satıp da müşteri memnuniyeti sağlarsa bu bizim için iyi bir referanstır. Türkiye’den makina alan bir firma eğer memnunsa Türk makine üreticisine bakış açısı pozitif olur ama bir şekilde bir rakibimizden bir makine alıp da makineyi çalıştıramamışsa, kalitesinde teknolojisinde bir sorun yaşamışsa bu bizim için olumsuz bir referanstır. Uluslararası pazarlarda memnuniyet verici çalışmalar yapan Türk üretici firmalarının çoğalması rakibimizde olsa önemli değil, bu bizim için önemli bir avantajdır. Ben sektörümüzde Has Group markasının birçok meslektaşımıza avantaj sağladığına inanıyorum.

Haziran ayının ilk haftasında TÜYAP’ta yapılacak bir dünya markası olan ITM2016 Tekstil makinaları fuarı var, bu fuarda neler sergileyeceksiniz, hangi ürünlerinizi ön plana çıkarmayı düşünüyorsunuz, bununla ilgili bilgi verir misiniz?
ITM bizim önem verdiğimiz bir fuar. Bugüne kadar yapılan bütün ITM fuarlarına katıldık. ITM bence Türkiye’de bugün ITMA’nın yerini almış, hatta daha üst seviyede olan bir fuar. Niye diyecek olursanız, İstanbul’da yapılıyor olması büyük bir avantaj, çünkü ziyaretçilerin İstanbul’a hem doğudan, hem batıdan, hem Avrupa’dan kolayca ulaşabildiği bir coğrafya. ITMA gibi fuarlar Avrupa’nın belirli bölgelerinde yapılıyor ve özellikle bazı ülkelerden gelecek ziyaretçiler acısından vize problemleri veya maliyet yüksekliği gibi konular yüzünden genelde istenilen sayıda bu bölgelerden ziyaretçi çekemiyor. ITM ise daha uluslararası bir anlam ifade ediyor Ortadoğu’dan, Asya’dan, Afrika’dan, özellikle Orta Asya’dan bir çok ülkeden ziyaretçi çekebiliyor.

ITM fuarında, üretim gamımıza yeni kattığımız makinalarımızı ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Yaptığımız AR-GE çalışmalarını ve özellikle ileride yapabileceğimiz makinaları tanıtmaya özen gösteriyoruz. Standart seri üretimimizden ziyade insanlara gelecekte yapmaya çalıştığımız makinaları göstermeyi tercih ediyoruz. Örneğin Schneider gibi bir firmanın partnerliğiyle makinalarımızın tamamen Apple akıllı telefonla, ipad gibi bir tabletle tamamen uzaktan kumanda ile çalıştırılma teknolojisi ile makinalar hangi ülkede olursa olsun, uydu vasıtasıyla çalışma, arıza ve performanslarını değerlendirme sistemlerini oluşturduk. Ayrıca, bu fuarı üretim gamımıza yeni katacağımız fırça makinası, halat açma- kesme makinası ile bir Alman firmasıyla yaptığımız işbirliği neticesinde geliştirdiğimiz bir dizi makinalar, yine sosyal sorumluluk adı altında çevre bilinci oluşturma anlamında özellikle ram tipi dediğimiz makinalarımızın bacalarından çıkan gazları filtre eden sistemleri tanıtmak için büyük bir fırsat olarak görüyoruz.

Bu tip etkinlikler, önem verdiğimiz konuların başında sayacağımız çevre hassasiyeti, yani insanların çevreye duyarlılığını ve bu konudaki yenilikleri göstermeye çalıştığımız yerlerdir. Amaç bu fuarda misafirlerimize neler yaptığımızı, nelerin arkasında durduğumuzu, neleri geliştirmeye çalıştığımızı göstermek.

Bir sonraki teknolojilerde belki makinalarımızda hiç kablo kullanmadan sadece sensörlerle ilişkilendireceğimiz teknolojiler kullanacağız. Bunlar üzerinde çalışmalar yapıyoruz, fuarlarda müşterilerimize tanıtmaya çalışıyoruz, bizim için fuar özellikle bir satış arenası değil neler yaptığımızı müşterilerimize gösterdiğimiz bir alan. 4 yıl sonra neler yapacağız, makinalarımızda ne gibi teknolojik yenilikler olacak, bunları standımıza gelen ziyaretçilerimize anlatmaya çalışacağız.

Tanıtımlarla ve duyurularla ilgili Türkiye ve dünyada hangi materyalleri kullanıyorsunuz nerelerde ön plana çıkmak istiyorsunuz ya da çıkıyorsunuz?
İşimiz tekstille ilgili olduğu için, tekstilin bulunduğu bölgeler, ülkeler, sektörler olsun buralarda öncelikle kendimizi tanıtmaya çalışıyoruz. Araç olarak sektörel medyayı ve sosyal medyayı kullanıyoruz. Çeşitli etkinlikler yapmaya çalışıyoruz, bu etkinlikleri bazen seminer ve konferanslarla sponsorluklar şeklinde yapıyoruz. Amacımız sektörde kendimizi hem müşteriye hem de bu sektörde bulunan kişilere daha iyi tanıtmak.

Bu yıl öncelikle Kahramanmaraş’ta İktisadi Araştırma Vakfı tarafından organize edilen bir seminere sponsor olduk, amacımız Kahramanmaraş’taki tekstil sektöründe olan insanların en azından seminere gelen değerli hocalarımızın yaptıkları çalışmaları ve yeni projeleri hakkında bilgi sahibi olmalarıydı. Hedefimiz bu tip bilgilendirmeler ve seminerlerle sektörümüze ve müşteri kitlemize katkı sağlamaktır.

2016 yılı ile ilgili ön görüleriniz nelerdir?
Biz 2016 yılı için hedef ve bütçe anlamında geçen yıla oranla % 20 gibi bir büyüme bekliyoruz. Bu büyümeyi de yılın ilk 4 ayına baktığımızda % 80-90 gibi yakalamış durumdayız, çok büyük bir aksilik olmaz ise bu yılı %20 gibi bir büyüme ile tamamlayacağız. Sektör Türkiye’de daralıyor diyoruz ama aslında sektör bir yenileme ve modernizasyona doğru gidiyor, bu da bizim gibi firmalara bir katkı sağlıyor. Şu anda baktığımızda Türkiye’de yeni bir yatırım olmamakla beraber yenileme çalışması yapan birçok talebin geldiğini görüyoruz.

Bu arada yeni yeni ülkelere ve pazarlara giriyoruz, özellikle bizim için en önemli pazarlar Avrupa ve Amerika, buralarda adetler az olmakla beraber bir Türk firması olarak bu işi en iyi yapan firmalara makine satmak bizim için hayli kıymetli. Geçen hafta İsviçre’de çok önemli bir tekstil firmasına , Fransa’da bir firmaya makine satışları gerçekleştirdik, şu anda da bir Alman firmasıyla görüşme halindeyiz.
İtalya zaten bizim ana pazarımız durumunda, 10 ‘un üzerinde makinamızın çalıştığı bir Pazar burası, ağırlığımız daha çok sektörde kaliteli ürün yapan ünlü markalar olan firmalara makine satabilmek, çünkü bu tip firmalara makine satabildiğimizde referans olarak çok büyük yol kat etmiş oluyoruz. Aynı sektörde ve farklı ülkelerdeki firmalar da onları takip ettiği için bu anlamda bize önemli avantaj sağlamış oluyor.

Has Group’un ana pazarı neresidir, bununla ilgili bilgi verir misiniz?
Bizim ana pazarımız daha çok Uzakdoğu ve Asya ülkeleridir. Tekstilin ağırlıklı olan bölgeleri burası, adetsel olarak en çok makinamız Asya pazarındadır. Avrupa bize sadece imaj getiren, prestij kazandıran ve reklam yaptığımız bir bölge. Size işin tuhaf olan bir tarafını da aktarmak istiyorum; Türkiye’nin çok önemli firmaları Türk makinası kullanmayız diyor ama İtalya’ya gidip kumaş yaptırdıkları firmalarda bizim makinamızı görünce şaşırıyorlar.

Biz Avrupalı tanınmış iyi firmalara makine satarsak Türkiye’deki önemli markaların da bakış açısı değişecektir. Sektöre baktığımızda eskiden hiç tercih edilmezken bugün ciddi anlamda Türkiye’de üretilen boya, terbiye makinaları artık Türk Tekstil sanayisinin önemli markaları tarafından da tercih ediliyor.

Share
1044 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ